siyasi fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

HASLET SOYÖZ ÇİZİYOR - ADALET

“Tayyip Erdoğan, İsviçre’ye gidiyor. İsviçre Başbakanı kendisine bakanlarını tanıtıyor.’Başbakanım diyor işte bu bizim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, bu Sağlık Bakanı, bu Denizcilik Bakanı’. Tayyip diyor ki, ’Nasıl olur burada deniz yok ki, nasıl Denizcilik Bakanı olur?’ Bunun üzerine İsviçre Başbakanı da ’Sayın Başbakanım sizde de Adalet Bakanı var’ diyor.”

20 Aralık 2009 Pazar

E-PAZAR -16- YASAK

HAFTANIN KARİKATÜRÜ
HAFTANIN FOTOĞRAFI
HAFTANIN FIKRASI
İngiliz, Amerikalı ve Türklerin bulunduğu gemi kaza yapar ve su almaya başlar. Kaptan telaşla yolcuların arasına girer ve;
"Lütfen herkes sakince filikalara doğru gitsin gemi su almaya başladı. "
Yolcular bu uyarıyı umursamaz ve aynen devam ederler.
Kaptan aynı uyarıyı birkaç defa yapar ve insanların gemiden ayrılmadıklarını görünce çaresizce geri çekilir. Bu arada uyanık kaptan yardımcısı kaptana:
"Ben bu insanların hepsini gemiden çıkarırım." Kaptan:
"Nasıl yapacaksın bunu hemen yap. "
Kaptan yardımcısı gider ve bir süre sonra geri döner.gemi bomboştur. Kaptan merakla sorar:

"Ya nasıl başardın bunu?" Kaptan yardımcısı anlatır:
"İngilizlere sizin gibi asil bir milletin böyle batan bir gemide ne işi olur dedim hepsi denize atladı, Amerikalılara deniz suyu insan sağlığına yararlıdır dedim onlarda hemen suya atladı." Kaptan merakla sorar:
"Peki Türklere ne dedin, onlar kesinlikle ayrılmaz gemiden."
Kaptan yardımcısı pişkin pişkin gülerek:
"Türklere de denize girmek yasaktır dedim."
---
Teşekkür
Murat Sayın
Teessüf
İsviçre

22 Kasım 2009 Pazar

E-PAZAR -12- CİNAYET

HAFTANIN KARİKATÜRÜ
HAFTANIN FOTOĞRAFI
İdam günü, darağacında, « Evlad-ı Kerbelayız, hatasızız, ayıptır, zulümdür cinayettir » diyerek celladı kenara itmiş ve sandalyeyi tekmeleyerek idamını kendi gerçekleştirmiştir.

HAFTANIN FIKRASI

Birgün bir amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar ve sormuşlar: '-Karınmı yoksa devletinmi.' Amerikalı düşünmeden cevaplamış: '-devletim.'
Ordakiler: '-O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.' adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamıyarak: '-Yapamayacağım.' demiş.
Daha sonra bir Türk milletvekilini aynı odaya almışlar.aynı soruyu sormuşlar: '-Karınmı yoksa milletinmi?'. milletvekili hiç düşünmeden: '-Devletim' demiş
'-O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.' odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.çıkınca sormuşlar: '-Ne oldu.' '-Sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı camdan aşağı attım.

---
Bazı internet sayfaları görüyoruz,Tek Kelimeyle; 'REZALET'...

Mizah dünyasının özgür, bağımsız ve muhalif sesiler-miş-mış-muş-müş.

Tarafsız olmak bu kadar zor olmamalı.

Mizahı sizlere kaptırmayız.

Mizaha olan çocuksu ilginize(çocuklar gibi masum,saf ve temiz olsalar amenna)

GÜLÜYORUZ.

15 Kasım 2009 Pazar

E-PAZAR -11- TBMM

HAFTANIN KARİKATÜRÜ

Özel Teşekkür
(Sefer Selvi ''son anda'')

HAFTANIN FOTOĞRAFI


HAFTANIN FIKRASI

Sivas'ın köylerinden birinde köylüler her zamanki gibi oturmuş TV seyrediyorlarmış. O sırada TV'de Recep T. Ertoğan çıkmış. Mustafa onu görünce az ekmeğimi yemedi zamanında şimdi bi hal hatır sorduğu yok demiş.
Köylüler atma Mustafa abi demişler.
Mustafa da inanmıyorsanız gidelim size göstereyim demiş. Köylüler atlamışlar bi otobüse tutmuşlar Ankara'nın yolunu. TBMM'nin önünde beklerlerken Recep T.Ertoğan çıkmış dışarı Mustafa'yı görünce hemen gelmiş yanına elini öpmeye kalkışmış. Nasılsın abicim kusura bakma işler yoğun sana gelemiyoruz demiş. Köylüler şaşırıp kalmışlar.
Sonra bi gün yine kahvede TV seyrederlerken o zamanki cumhurbaşkanı Gül çıkmış TV'ye Mustafa yine aynı şeyleri söylemiş. Köylüler Erdoğan belki akrabasıdır bunu da tanıyacak değil herhalde diye yine tutmuşlar Ankara'nın yolunu.
Yine A.Gül Mustafa'yı görünce elini öpmeye kalkmış. Köylüler Mustafa'ya büyük saygı duymaya başlamışlar.
Derken bi gün TV'ye dönemin ABD başkanı Obama çıkmış. Herkes susmuş Mustafa'ya bakmış. Mustafa yine elimde büyüdü diye başlamış konuşmaya. Köylüler yuh artık o kadarda olamaz demişler.
Toplanıp borç harç ABD'ye gitmişler. Beyaz Sarayın önüne geldiklerinde korumalar sadece Mustafa'nın içeri girmesine izin vermişler. O da köylülere siz aşağıda bekleyin biz size balkondan el sallarız demiş. 10-15 dakika sonra balkonda iki kişi belirmiş. Köylüler suratları tam seçemiyorlarmış. O sırada oradan geçmekte olan Micheal jordan'a senin boyun uzun şu balkonda el sallayan kim bi bakıver demişler.
jordan bi süre bakmış sonra valla el sallayanı bilmiyorum ama yanındaki bizim Mustafa abi demiş.

31 Ekim 2009 Cumartesi

E-PAZAR -9- AÇLIK

HAFTANIN KARİKATÜRÜ
HAFTANIN FOTOĞRAFI
Bu fotoğraf 1994'de Sudan'daki kıtlık sırasında çekildi ve fotoğrafçı Kevin Carter'a Pulitzer ödülünü kazandırdı...

Çocuk emekleyerek 1 km. ötedeki Birleşmiş Milletler yemek kampına gitmeye çalışıyor...

Arkasındaki akbaba çocuğun ölmesini bekliyor... Fotoğrafı çeken Kevin Carter, fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor(çocuğa yardım etmemesinin nedeni bulaşıcı hastalıkmış) ve kimse çocuğa ne olduğunu bilmiyor.
HAFTANIN FIKRASI

"Amerikan, İngiliz ve Türk Maliye Bakanları bir araya gelmiş.

ABD Maliye Bakanı demiş ki; "Biz memura ortalama 1400 dolar veriyoruz, onlara lazım olan 1000 dolar, kalan 400 dolarla ne yapıyorlar, bilmiyorum."

İngiliz söze karışmış; "Biz de 1500 paunt veriyoruz, lazım olan 1000 paunt, 500’ü ne yapıyorlar, bilmiyoruz."

Sonra Türk Bakan konuşmuş; "Biz ortalama 500 YTL veriyoruz, lazım olan 1000 YTL. Geri kalan 500’ü nereden buluyorlar, bilmiyoruz."

18 Ekim 2009 Pazar

E-PAZAR -7- ESARET

HAFTANIN KARİKATÜRÜ
HAFTANIN FOTOĞRAFI


Bu topraklarda silah tutar esaret altında kalmış yürekler.
Bu topraklarda ölü doğar çocuklar,
fermanı doğduğunda yazılmıştır,kader değil bu
faşizm diktatörlüğü.
Öldürüler daha doğmamış çocukları...
Hadi şimdi sorgula hayatı,yiğitsen sorgula şimdi,
nedendir,daha doğmadan ölüşler... Silah tutar ulan silah esaret altında kalmış
yürekler,mavzer mavzere döğüşür korkusu kırılmış anası babası bir çocuklar...
HAFTANIN FIKRASI
Adamın birinin bir papağanı varmış.Papağan devamlı televizyon seyrediyormuş.Adamda işten eve evden işe giden bir kişiymiş.Bir gün adam papağanını kafesiyle birlikte balkona bırakmış ve işe gitmiş... Bir saat sonra sokaktan polis aracı geçerken papağan bağırmaya başlamış. KAHROLSUN PARALI EĞİTİM KAHROLSUN POLİS V.S. Ekip aracı hemen durup sesin geldiği yere ateş etmeye başlamış.Ev darmadağın olmuş.Eve gelen adam hayretler içinde bakakalmış.Neyse diyerek evi yaptırmış. Ertesi gün aynı olay tekrarlayınca adam evi gözlemeye başlamış.Ekip aracı karşıdan görününce başlamış papağan yine slogan atmaya tabi polis te ateş etmeye. Durumu gören ev sahibi papağanı alıp tavuk kümesine atmış.Papağan kümeste başlamış volta atmaya bunu gören tavuklar gülüyorlarmış. Papağanın kafasıda atmış, tavuklara dönüp şöyle demiş... -Ne gülüyonuz lan ben sizin gibi fahişelikten yatmıyorum.Düşünce suçundan yatıyorum...
----------
İYİ Kİ VARSIN...
İHSAN ÇARALAN
(Bu gönderide emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunarız)

11 Ekim 2009 Pazar

E-PAZAR -6-

HAFTANIN KARİKATÜRÜ



HAFTANIN FOTOĞRAFI


Küresel Katillere Karşı Öfkemiz Sokaklarda...
HAFTANIN FIKRASI
20. yüzyılın başında bir evde küçük bir cocuk babasına sormuş:
- "Baba!, kedilerin kuyruklarını kesip kemer yapmak günah mıdır?"Baba ilgisizce;- "Günahtır evladım" demiş
- "Peki baba zencilerin derilerinden paspas yapmak günah mıdır?"- "O da gunahtır evladım"
- "Peki baba japonların beyinlerinden corba yapmak gunah mıdır?"- "Ooofff! o da günahtır evladım"
- " Peki baba yahudilerin yağlarından sabun yapmak günah mıdır?"Baba en sonunda dayanamaz:
- "Degildir ulan. oooff bee Adolf , nerden aklına gelir böyle sorular sormak?!..."

27 Eylül 2009 Pazar

E-PAZAR -5- '' Güler Zere'ye Özgürlük ''

HAFTANIN KARİKATÜRÜ


HAFTANIN FOTOSU



Güler Zere'den 1 Eylül 2009 günü Balcalı Hastanesi önünde bekleyenlere mektup yazdı. Ve işte :



Merhaba
Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.
Yürek… nasılda dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Benim yüreğimde öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes…
Ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. Ben içinde kala kalıyorum. Her sese tebessümle cevap veriyorum. Bilerek değil, kendiliğinden! Sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden kopan her sesi.
İster yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!
Hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe telaşında oluyor yüreğim.
Evet sizlerden bahsediyorum Adana'nın sıcağı kadar sıcak yüreklilerim, Seyhan'ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim. Seviyorum sizleri. Kapı önünde değil, işte tam şuram da oturuyorsunuz.
Şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. Günlerdir oradasınız ve ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? Uzanıp dokunuyorum size, en çok da umutlu hallerinize. Hani o yüreğinizin sesinin gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim, her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. Ve her seferinde sizin gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. Sarılıyorum ellerinize sımsıkı, sarılıyorum bütün gücümle.
Sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. Sevgisini, yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan, her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri…
Dostlarımız da var tabi bu kavgada. Dost yürekleriniz her daim yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. Sesinizi sesime kattınız. Her kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor biliyorsunuz. Bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan yana… Selam olsun sizlere.
Kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. Hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. Ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. Sevgimin derinliğini görün diye. Ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri… hem de çok!
Güler Zere
HAFTANIN FIKRASI
Lenin ölüyor ve Tanri onu Cehenneme koyuyor. Ama bu Lenin
dururmu hiç, başlıyor cehennemde insanlari örgütlemeye.

- "Bakin, biz burada yanıyoruz, acı çekiyoruz, öbürleri
orada cennette rahatla bollukla yaşıyorlar olmaz böyle" diyor

ve cehennemde insanlar ayaklanmaya başlıyor. Melekler hemen gidiyorlar Tanriya; - "Tanrım Lenin cehennemi karıştırdı insanlar ayaklandı" diyorlar.

Tanrı da;
- "O zaman onu alın Cennete koyun" diyor.
Bu sefer de Lenin cennette basliyor konusmaya;
- "Bakın, biz burada bolluk içinde yaşarken cehennemde yoldaşlarımız acı çekiyor, yanıyor, buna izin vermeyelim" diyerek
orayı da karıştırıyor.

Melekler hemen gidiyorlar yine Tanrının huzuruna;
- "Tanrım" diyorlar, "Lenin orayı da karıştırdı insanlar cennette de ayaklandılar ne yapalım?"