e-mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e-mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2012 Çarşamba

4 Nisan 2012 Çarşamba

Ödüllü filmi ‘sakıncalı’ buldular - EVRENSEL


Akdeniz Üniversitesi yönetimi, Felsefe Topluluğu tarafından üniversitede gösterimi yapılması planlanan ödüllü “Press” filmine, “sakıncalı” bulunduğu gerekçesiyle izin vermedi.

Üniversitede düzenli etkinlik yapan yegane topluluklardan biri olan Felsefe Topluluğu geçtiğimiz günlerde Özgür Gündem gazetesi çalışanlarının 90’lı yıllarda Diyarbakır’da yaşadıklarını anlatan Sedat Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı “Press” filmini göstermek için başvuruda bulundu. İnternet üzerinden de duyurularının yapıldığı film gösterimi, üniversite yönetimi tarafından önce ertelendi, ardından da “sakıncalı” bulunduğu gerekçesiyle iptal edildi. Üniversitenin sakıncalı bulduğu Press’in uluslararası ödülleri bulunuyor.

Felsefe Topluluğu Başkanı Eren Gürleyük, şaşkınlık içinde bulunduklarını belirterek, “Özellikle son dönemde gazetecilere yönelik yaşanan operasyonları da konuşabilmek istiyorduk. Filmi güncel ve ödüllü bir film olduğu için tercih ettik” dedi. Gürleyük, kendilerine iletilen yazı ile önce erteleme kararını aldıklarını ardından gösterimin sakıncalı olduğu gerekçesi sunularak iptal edildiğini söyledi.

Asıl gerekçenin sözlü olarak kendilerine iletildiğini ileri süren Gürleyük, topluluğun sosyal paylaşım sitesi “facebook”ta yazılan, “Press filmi gösterimini tutuklu öğrencilerle dayanışma amaçlı yapıyoruz, ve bu gösterime Akdeniz Üniversitesi öğrencilerini, öğrenci topluluklarını, öğretim üyelerini ve emekçilerini, bu haksızlığa ve adaletsizliğe karşı, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” ifadelerinden kaynaklı olduğunu belirtti. Gürleyük, bu yazının kendileri tarafından yazılmadığını fakat böyle bir durumda da bir sakınca bulmadıklarını vurguladı.

FİLM HAKKINDA

Yönetmenliğini ve senaristliğini Sedat Yılmaz’ın yaptığı Press filmi, daha bir hafta kadar önce hakkında bir aylık kapatma kararı verilen ve daha önce de defalarca kapatılıp çalışanları cinayete kurban giden Özgür Gündem gazetesi muhabirlerine yönelik yapılan işkence, tehdit ve cinayetleri; aslında Türkiye’de muhalif gazetecilik yapmanın zorluğunu ele alıyor. 47. Altın Portakal Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan filmin başka birçok ödülü de bulunuyor. (Antalya/EVRENSEL)


‘İLAHİ’ ADALET Mİ?

Akdeniz Üniversitesi’ndeki tek sansür film gösteriminde yaşanmadı. Hukuk Fakültesi binasında 2006 yılında üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi olan Dr.Esma Civcir ve arkadaşları tarafından yapılan “Adaletin gözü kördür” isimli tablo yeni açılan İlahiyat Fakültesi’nin eski Hukuk Fakültesi binasına geçmesiyle ortadan kayboldu. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği yayını olan Akademik Bilinç bu haberi “Yorumsuz” olarak kapaktan verdi.

14 Mart 2012 Çarşamba

Zamanaşımı PENGUEN'in kapağında


Mizah dergisi Penguen bu hafta kapağına, Sivas davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesini taşıdı.

2 Temmuz 1993 günü Sivas'taki Madımak Oteli'nde 33 aydın ve 2 otel görevlisinin yanarak ölmesi olayının 5 sanığı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesi Penguen'i de rahatsız etti.

Penguen piyasaya çıkan yeni sayısında kapağını Sivas Davası'nın düşmesine ayırdı.

25 Şubat 2012 Cumartesi

E-MİZAH


E-MİZAH 1 Mart 2012 Perşembe

günü kaldığı yerden

devam edecek.

28 Eylül 2010 Salı

İLK BERTARAF BEKİR ÇOŞKUN

"Ben bekir bey kalsın dedim... Turgay Bey, Bekir bey ilkelerimle bağdaşmıyor dedi. Sonuç itibariyle bir kurumda patrondan öte bir şey yok..."
---
e-mizah : hassiktir diyoruz hassiktir !..

23 Eylül 2010 Perşembe

BERTARAF DURAĞI

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasının sonuçlarını açıkladı. Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan sonuçlara göre, Yurt İçi ve Yurt Dışı Seçmen Kütüğü'ne kayıtlı 52 milyon 51 bin 828 kayıtlı seçmenden 38 milyon 369 bin 99'u oy kullandı. Sonuçlara göre halkoylamasına katılım oranının yüzde 73.71 oldu. Kullanılan oylardan 37 milyon 644 bin 37 oy geçerli, 725 bin 62 oy geçersiz sayıldı. Geçerli oylardan 21 milyon 787 bin 244 oy "Evet", 15 milyon 856 bin 793 oy da "Hayır" çıktı. "Evet" oylarının geçerli oylara oranı yüzde 57.88, "Hayır" oylarının geçerli oylara oranı yüzde 42.12 olarak belirlendi.

17 Eylül 2010 Cuma

ANALİZ >> GIRGIR DÖNEMİ


Türk karikatürünün günümüze dek uzanan son dönemleri, iç politikanın olduğu kadar dış politikanın da etkisinde kaldı. Bölgedeki gelişmelere bağlı olarak zaman zaman Ortadoğu’ya yönelen karikatürcüler, ulusları simgeleyen tipler yerine liderlere odaklandılar
Dördüncü dönem: 1970-1980
(popüler karikatürün alt kültürle karşılıklı etkileşimi ve Ortadoğu’ya bakışı;)
12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan baskı dönemi, kitleleri ve özellikle genç kesimi yeni arayışlara itti. Satışı bir anda 500.000’lere ulaşan popüler mizah dergisi Gırgır bu ihtiyaçtan doğdu.
Yeniden konuşma balonuna kavuşan karikatür, Türkiye’de ilk kez bu kadar geniş bir kitleye seslenme olanağını yakaladı, popüler oldu. 70’li yıllarda Türkiye’de neredeyse bütün gençlik Gırgır okuyordu.
Popüler mizah yayıncılığı yapan ve iç politikaya yoğunlaşan Gırgır dergisi, dışarıda Amerika ve Ortadoğu’daki ‘maşası’ İsrail tarafından sömürülen kesime sempati duyuyor ve Amerikan karşıtı olmak dışında elle tutulur bir dünya görüşü sunmuyordu.
Bu dönemde gerek gazetelerde, gerekse mizah dergilerinde Ortadoğu üç temel olayla gündeme geldi: İran’da Şah rejiminin devrilmesi ve Humeyni döneminin başlaması; Lübnan’daki iç savaş ve petrol krizi.
Aslında bu karikatürlerde bile, tıpkı daha önceki iki dönemde olduğu gibi, hükümetin dış politikasına karşı dişe dokunur bir muhalefet görülmemektedir.

Beşinci dönem:1980’lerden günümüze
(Bölgedeki siyasi gelişmelere paralel olarak, Türk karikatürcüsünün Ortadoğu sorununa yaklaşımı)
1980 askeri darbesi ile birlikte Türkiye’de önemli gelişmeler yaşandı: Gençlik siyasetten arındırıldı, iç siyasete endeksli mizah dergileri kapandı veya dağıtıldı, Güneydoğu’da PKK sorunu patladı, Ermeni terör örgütü Asala Türk diplomatlarını katletmeye başladı.
Mizah dergilerinin siyaset arenasından çekilmesi ve askeri yönetimin sıkı sansür uygulaması, dikkatlerin yeniden 50 kuşağı karikatürcülerinin üzerine çevrilmesine neden olmuştur. Yazısız fakat kinayeli karikatürler basında yer bulmaya başlar. Aslında yoğun baskı altındaki gazete yönetmenleri de en az sansürcü generaller kadar bu karikatürleri didik didik etmekte, içlerindeki gizli anlamı çözmeye çalışmaktadır. Özal’ın Amerikancı ‘liberal ekonomi’ politikası ise karikatürcüler için önemli bir esin kaynağı oldu. Türk karikatürcüsü, genel eğilimine aykırı olarak, PKK ve Ermeni terörü hariç, Türkiye’nin dış politikasına katı bir muhalefet yapmaya girişti.
Aynı yıllarda Ortadoğu’daki karışıklıklar giderek artıyordu. İran – Irak Savaşı, Filistinlilerin İsrail’de başkaldırışı, ardından İsrail ve Ürdün’den kovulmaları, Lübnan iç savaşı, Lübnan’daki Sabra ve Şatila katliamı, Amerika – Libya çatışması, bağımsız ‘Filistin Devleti’nin tanınması vb... gibi olayların dünyadaki yankıları ve televizyon haberciliğinin gelişmiş olması, entelektüel bakışa sahip 50 kuşağının bu konularla ilgilenmesini sağladı.
İsrail Devleti’nin tutumu, İran rejiminin devrim ihraç çabaları ve Türkiye’ye de yönelmiş olan Arap sermayesi yoğun eleştirilere hedef oluyordu. Ancak yüksek tirajlı gazetelerin başsayfalarına yer alan bu karikatürlerde, öncekilere göre en temel farklılık, çirkin ırk ayırımcılığının yapılmamasıydı. Genellikle devlet adamlarının karikatürleri çiziliyor, ulusları veya ırkları topluca simgeleyen prototipler kullanılmıyordu.
İsrail’in tek gözlü Moşe Dayan figürü yerini Menahem Begin’e, ardından da Şamir’e bırakmıştı. İran, Humeyni nezdinde eleştiriliyor, Libya’yı Kaddafi, Irak’ı Saddam simgeliyordu. Allegori terkedilmişti. Tek istisna, karikatürcünün kullanmaktan asla vazgeçemediği üç önemli simgeydi: Davud’un yıldızı, Haç, Hilâl...
1990 yılı beraberinde pek çok değişiklik getirdi; SSCB ile Demirperde’nin çöküşü, Saddam’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan ve I.Körfez Savaşı’yla sonuçlanan kriz, ABD’nin tek güç olarak dünyayı yönetmeye başlaması...
Bunca hareketlilik sonucunda 80’li yıllara damgasını vuran 50 kuşağında yorgunluk belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdı. Ama nedense arkadan gelen yoktu ve sahne hâlâ onlarındı.
PKK’nın Güneydoğu’da giderek can yakması, Bosna’daki etnik temizliğe Müslüman dünyasının kayıtsızlığı, Suudi Arabistan’da sıradan suçlu bazı Türklerin kafalarının kesilerek infazı, karikatürcülerimizin eleştiri oklarını Arap dünyasına çevirmelerini sağladı.
İkibinli yıllarla başlayan küresel terör eylemleri, 11 Eylül, Irak Savaşı, II. İntifada olayları dünya basınında olduğu kadar Türk basınında da hak ettikleri yerleri buldu tabii ki.
2002 yılında, İkinci intifada nedeniyle Leman adlı popüler mizah dergisinde çizilen bir karikatür Türk Yahudileri arasında rahatsızlık yaratmış ve Şalom Gazetesi’nin başyazarı bu karikatürü protesto etmişti. Bu alışılmadık tepki sayesinde karikatür geniş basında biraz dikkat çekmiş, hatta Leman Dergisi hızını alamayarak bir de Filistin özel sayısı yayınlamıştı. Giderek yaygınlaşan İnternet ve televizyonun gücü karşısında, karikatürün kitleleri etkileme alanı giderek daraldı. Zaten siyasete meraklı yeni karikatürcülerin yetişmesi de 80’lerden bu yana mümkün olamadı.
2005 yılından bugüne Ortadoğu pek çok kez karıştı. Özellikle sanal ortamda Ortadoğu, İsrail ve Yahudilerle ilgili olarak sayısız karikatür yayınlandı. Peygamber karikatürleri krizi de bir anlamda bu tür karikatürlerin artmasını tetikledi. Ancak geniş medyada yer bulan karikatürlerin hemen hiç birinde kasıtlı olarak ırkçılık yapıldığı söylenemez. Ne Arap ne de Yahudi kimliğiyle doğrudan alay eden karikatür örneklerine rastlamadık. Bunun belki de tek istisnası Ofer olayıdır.
Son yıllardaki olumlu ekonomik gelişmeler ve özelleştirme çabaları sonucunda, yabancı sermaye Türkiye’ye ilgi duymaya başladı. Dubai ve Kuveyt kökenli çeşitli Arap şirketlerinin yanı sıra, İsrail uyruklu Sami Ofer’in şirketleri de Türkiye’ye ilgi duyanlar arasında yer aldı. Ofer önemli bir ihaleyi kazanarak ilgi odağı oldu. Ancak bu ilgi kısa sürede medyanın yoğun tepkisini aldı ve tepki doğal süreci izleyerek olarak karikatüre taşındı.
Hürriyet’teki karikatür, aynı gazetenin yayın yönetmenini bile rahatsız etmiş olmalı ki, karikatürden iki gün sonra yayınlanan başyazısında Ertuğrul Özkök, Ofer’in teklif veren konsorsiyomun ancak %20’sini temsil ettiğini, beş şirketten üçünün Türk olduğunu ancak konuyla ilgili bütün haberlerin “Ofer’in o küçüklüğümüzdeki “karaborsacı” tipini hatırlatan gözlüklü resmiyle” verdiklerini hatırlattı ve kamuoyuna ilginç bir soru yöneltti: “Sakın Ofer, Yahudi olduğu için olmasın?”
Yazar, Telekom’u alan Lübnanlı şirketin de günlerce yerden yere vurulmasını hatırlatarak Arap sermayesine olan reaksiyona da değindi ve yazısını şöyle bitirdi: “Ekonomik ulusalcılığı ‘ekonomik ırkçılığa’ götürecek tehlikeli bir yolun ağzındayız. Dikkatli olalım.”*
S O N
TEŞEKKÜR
Bu çalışmayı hayata geçirmeme önayak olan mimarlık ve sanat kuramcısı dostum Aykut Köksal’a, zengin arşivinden yararlanmamı sağlayan araştırmacı yazar Turgut Çeviker’e, eleştirilerini esirgemeyen araştırmacı yazar Rıfat Bali’ye ve çalışma süresince teknik donanımıyla olduğu kadar Osmanlı tarihi bilgisiyle bana yardımcı olan Hande Solakoğlu’na teşekkür ederim.
* King Kong Üzerine Düşünceler / Ertuğrul Özkök / Hürriyet Gazetesi, 29.09.05
KAYNAKÇA:
Turgut Çeviker arşivi
Dürrüşehvar Duyuran / Karagöz
Cevdet Kudret / Karagöz
Turgut Çeviker / Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü
Rıfat Bali / Aliya: Bir Toplu Göçün Öyküsü
Orhan Koloğlu / Türkiye Karikatür Tarihi
Semih Balcıoğlu / Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

15 Eylül 2010
Yazar
İzel ROZENTAL
yolcu@izelrozental.com

7 Eylül 2010 Salı

‘Evet’ duası...

(Cumhur Gazioğlu)

---

“YA Rabbim...
Bu referandum vesilesi ile geldik kapına...
‘Evet’leri çok eyle...
‘Hayır’ları yok eyle...
Laik-Kemalistleri şok eyle ya Rabbim...

*

Ya Rabbim...
Televizyona çıkan ‘hayır’cıları lal eyle...
Bülent Arınç Bey’in her bir lafını bal eyle...
Muhalefetin miting meydanlarını dar eyle...

*

Ya Rabbim...
12 Eylül günü bizi iktidara tamamen rapt eyle...
Devlet Bahçeli Beyefendi’yi bir miktar zapt eyle...
Geldik kapına, bu referandumu milletimize hap eyle ya Rabbim...

*

Ya Rabbim...
Bilhassa...
Genel başkanımızın her bir dediğini mühim laf eyle...
Villa, gemicik, mücevherat, evrakta sahtecilik, yatak odası dinleme, cezaya dönüşmüş sorgulama vs. gibi günahlarımızı affeyle...
Kılıçdaroğlu ne dese gaf eyle...
Yine de ‘hayır’ diyen olursa, bertaraf eyle ya Rabbim...

*

Ya Rabbim...
Medyayı bize milis eyle...
Seçim gecesi bilgisayarlara virüs eyle...
‘Evet’leri halis eyle...
Netice itibarıyla Cübbeli Ahmet Hoca’yı Anayasa Mahkemesi’ne reis eyle...
Gerisini beis eyle ya Rabbim...

*

Ya Rabbim...
Geldik kapına, bu referandum vesilesiyle bizi kabul eyle...
Darbukamızı davul eyle, yoncamızı marul eyle...
Atatürkçü olmayı zül, vatandaşı kul, laik cumhuriyeti kül eyle ya Rabbim, geldik kapına...”

(Bekir Çoşkun)
e-mizah

6 Eylül 2010 Pazartesi

This World Should Sink

...
Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir. ...
(kızılderili şef seattle)


4 Eylül 2010 Cumartesi

ÇAĞSAMA -6- 'Referandum rüşveti'

45 derece sıcakta kömür dağıtımı
Referandum yaklaştıkça seçim rüşveti iddiaları da artıyor. Sıcaklığın 45 dereceye ulaştığı Gaziantep'te kömür dağıtımına başlanması tartışma konusu oldu. Uygulamayı 'Referandum rüşveti' olarak değerlendiren CHP’li Yaşar Ağyüz Başbakan Erdoğan'ın 15 Ağustos'ta yapacağı miting öncesi Gaziantep'te başlayan bu yardımı Meclis’e taşımaya hazırlanıyor. Yerel seçimler öncesi Tunceli’de yapılan beyaz eşya dağıtımı “seçim rüşveti” tartışmasına neden olmuş, izni veren Vali de ceza almıştı. Bu kez referandum öncesi benzer bir tartışma Gaziantep'te yaşanacağa benziyor. Kentin merkez ilçeleri Şahinbey ve Şehitkamil merkez ve köylerinde toplam 33 bin aileye kömür yardımı dağıtımı başladı. Ayrıca Sosyal Yardımlaşma Kurumu’nca verilen 150-200 liralık bayram harçlığı da şimdiden dağıtılıyor. RÜŞVET KOKUYOR CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz yapılan yardım çalışmalarını “referandum rüşveti” olarak nitelendirdi. İNTERNETHABER’e konuşan Ağyüz şunları söyledi: ”Kömür yardımları Eylül gibi başlardı. Toplam kömür yardımı miktarında da yüzde 25’lik bir artış yapıldığı söyleniyor. Kömür yardımı alan aileler de “Evet” oyu şartı sunulduğunu iddia ediyor. Aynı şekilde Sosyal Yardımlaşma Kurumunca verilen 150-200 liralık bayram harçlıkları da dağıtılmaya başlanmış. Bunların tamamı seçim rüşveti kokuyor. Başbakan Erdoğan’ın Gaziantep’te 15 Ağustos’ta yapacağı miting öncesi yapılması da düşündürücü." Ağyüz yardım rakamlarıyla ilgili bir iki konuyu daha tespit ettikten sonra sorunu Meclis gündemine taşıyacağını söyledi. KAYMAKAM: FARKLI BİR AMAÇ YOK Şahinbey Kaymakamı Ali Çınar, kömür dağıtımının her yıl muhtaç ailelere yapıldığını, dağıtımın her yıl aynı dönemlerde yapılıp, rutin hale geldiğini, dağıtımı özellikle Ramazan ayına denk getirdiklerini söyledi. Çınar, “Bu yıl dağıtıma Perilikaya ve Serinevler mahallesinden başladık. Dağıtımı her yıl Ağustos, Eylül ve Ekim döneminde özellikle ramazan ayı döneminde yapıyoruz. Kesinlikle burada farklı bir amaçla dağıtım yoktur” dedi.
11 Ağustos 2010
e-mizah

1 Eylül 2010 Çarşamba

Latif Demirci Çizdi


Aydın’daki 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına Vali Hüseyin Avni Coş ile CHP Milletvekili Fatih Atay arasındaki “padişah” ve “ördek” tartışması damgasını vurdu.
e-mizah

27 Ağustos 2010 Cuma

İzet Rozental Çizdi - Küresel İklim Değişikliği


Pakistan’da 800’den fazla kişinin ölümüne yol açan sellerin ardından, sular çekilmeye başladı. Felaketzedeler bu defa da salgın hastalık tehditi altında...
Yetkililer, 1929 yılından bu yana Pakistan’da böylesine bir sel felaketi yaşanmadığını bildirdi.
Ülkenin kuzeyinde muson yağmurlarının taşırdığı nehirlerden, bir milyon kişinin etkilendiği belirtiliyor.
Sadece başkent İslamabad’da ölenlerin sayısı 150’yi geçti.
Sel sularının çekilmeye başlamasıyla, ağaçlarda ya da çatılarda mahsur kalan binlerce kişiyi kurtarma çalışmalarına hız verildi. Botlarla bu kişilere ulaşılmaya çalışılıyor.
Üç bin 700 evin yıkıldığı sellerde köprülerin ve yolların yıkılması yüzünden hala ulaşılamayan bölgeler bulunuyor. Yüzlerce kişinin de kayıp olduğu belirtiliyor.
Yardım bekleyenler, günlerdir yiyecek ve temiz içme suyu bulamadıklarını söylüyor.
Felaketzedeler için kurulan kamplarda da salgın hastalıkların başgösterdiği haber veriliyor.

Afganistan’da 64 ÖlüAfganistan’da da muson yağmurlarının yol açtığı sellerde geçen haftadan bu yana 64 kişi öldü, 61 kişi yaralandı.
e-mizah

26 Ağustos 2010 Perşembe

İMAM SIRITIRSA CEMAAT KIRITIR

ya da

Kılavuzu Karga Olanın Burnu Boktan Çıkmaz



Başbakan Erdoğan, Tokat'taki mitingde kendisini dinlemeye gelenlere bir soru sordu, yanıt olarak 'evet' karşılığını alınca şaşırıp kaldı

Başbakan Erdoğan, "Kılıçdaroğlu'nun türbanı çözeceğine inanıyor musunuz?" diye sordu, aldığı cevap karşısında şaşırıp kaldı ve soruyu tekrar sordu.
Başbakan Erdoğan, partisinin Tokat mitiginde, kendini dinleyen kalabalığa "Kılıçdaroğlu'nun türban sorunun çözebileceğine inanıyor musunuz?" diye sordu. Kalabalık hep bir ağızdan "Evet" deyince, Başbakan şaşırıp kaldı ve kısa süreli bir sessizlik oldu.
Başbakan daha sonra "İnanmıyorsunuz değil mi" sorusunu yöneltince herkes hep bir ağızdan evet dedi.

e-mizah/MİLLİYET

23 Ağustos 2010 Pazartesi

ÇAĞSAMA -5- GÜLER ZERE SONSUZLUĞA GÖÇTÜ...


07/05/2010 17:55

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün af kararının ardından tahliye edilen kanser hastası Güler Zere yaşamını yitirdi

İSTANBUL - Eldeki sağlık raporlarına, Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) "Ölüm eşiğinde" uyarılarına ve yüzlerce eyleme rağmen uzun süre cezaevinde tutulan mahkum Güler Zere, tahliye edilişinin yedinci ayında öldü. Zere, son mektubunda, "Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda 'ölme hakkı' verildi. Bunu da unutmayacağım" demişti.

Zere, 15 yıl önce yasa dışı Devrimci Halk Kurtuluş Partisi / Cephesi üyesi olduğu ve bu örgüt adına eylemlere katıldığı iddiasıyla daha 20 yaşındayken 34 yıl hapse mahkum oldu. Zere, geçen yıl 34 yaşındayken damak kanserine yakalandı. Şubat 2009'da, tutuklu bulunduğu Elbistan Cezaevi’nde ameliyat edildi. Ancak hastalık iki ay sonra cezaevi koşulları ve bakımsızlık nedeniyle yinelendi. Durumunun daha kötüye gitmesi nedeniyle Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Mahkûm Koğuşu’na taşındı.

Avukatları tedavinin cezaevi koşullarında sürdürülemeyeceğini belirtip 12 Mart'ta Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Başvuruda, Zere’nin cezasının ertelenmesi istendi. Fakat serbest bırakılması için gerekli izin çıkmadı.

Türk Tabipler Birliği, ağustosta yazdığı raporda hastanın yeterli derecede beslenememesi nedeniyle 'ileri derecede zayıfladığına' dikkat çekildi. Zere, adli tıp incelemesi için ring aracıyla 14 saatlik yolculukla İstanbul'a sevk edildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu, 28 Ağustos’ta vermesi gereken raporu 'bazı tıbbi evrak eksikliği ve Adli Tıp’ta onkoloji uzmanı olmadığı gerekçesiyle' vermeyi iki ay erteledi. Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi, 16 Ekim tarihli raporunda, 'hastalığın gerileme göstermediği, tekrarladığı, geri dönülmez aşamaya girdiğinin' anlaşıldığını belirtti. TTB son olarak Zere ile ilgili olarak hastalığın tıbben geri dönülemez noktada olduğunu açıkladı.

Bu arada, Zere'nin serbest bırakılması için yurt çapında eylemler yapılıyordu. CHP'li milletvekilleri Canan Arıtman ve Malik Ecder Özdemir, tahliyesi için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mektup yazdı. Ve Zere, 6 Kasım'da Gül'ün kararıyla tahliye edildi.
Zere tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükarmutlu'daki evine döndü ve burada tedavisine devam edildi.

Zere, tahlie olduktan sonra gönderdiği mektupta şunları yazıyordu: "Geç bırakıldım. Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda "ölme hakkı" verildi. Bunu da unutmayacağım. Henüz içeride hasta tutsaklar var. Hala tecrit var. Ki tecridin ta kendisidir ölüm."

Ancak kanser galip geldi ve Zere, dün(06/05/2010) saat 16.50 sularında öldü. (Radikal)

18 Ağustos 2010 Çarşamba

17 Ağustos 2010 Salı

Orada kimse var mı ?

17 AĞUSTOS 1999


Marmara depreminde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.
---

17 Ağustos 2010

BURADA *BİR OROSPU ÇOCUĞU VAR

Fatih Altay'lı Cübbeli Ahmet Hoca'ya 17 Ağustos depreminden sonra söylediği "Mevlam zina yuvalarını vurdu" gibi sözlerini de hatırlattı. Cübbeli Ahmet hoca o açıklamasında Yalova, İzmit, Adapazarı gibi yerlerin adını verdiği için pişman olduğunu söyledi. Fatih Altaylı'nın "Deprem olsa yine söyler misiniz?" sorusuna ise yine şaşırtan bir cevapla "Her doğru her zaman söylenmez" dedi.

*Bir,bin,yüzbin

e-mizah

15 Ağustos 2010 Pazar

Ercan Akyol Çiziyor


‘O haberi neden yaptınız, bu haberi neden yapmadınız’ denilerek gazeteciliğimiz yargılandı.

Oysa ikimiz de 25 yılı aşkın meslek birikimimiz, ödüllerimiz, eserlerimizle ortadayız. Biz de mesleğimizi ve ilkelerimizi savunduk.

‘Niye; sivil toplumda yer almışım? Niye siyaset yapmışım? Neden telefonla konuşmuşum?’

Ama hep aynı soruyu sordum:

‘Suçum ne?’

Yanıt yok...

Anayasal haklarımızı kullanmamız suç...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

SEFER SELVİ ÇİZİYOR - RTE

Başbakan Erdoğan’ın ismi marka oluyor. RTE’nin marka olması için patent başvurusu yapıldı.