siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2010 Perşembe

Sivil Polis Ne Arar La Üniversitede(?)

2010 Türkiye'si için kocaman bir ayıp. Çok sevgili, özgürlükçü iktidarın; kampüslere polis copunu sokarak öğrencilere özgürlük(!) getirme girişimi.
=
Amerika'nın Irak'a demokrasi(!) getirmek için, girme çabası...
e-mizah

17 Eylül 2010 Cuma

ANALİZ >> GIRGIR DÖNEMİ


Türk karikatürünün günümüze dek uzanan son dönemleri, iç politikanın olduğu kadar dış politikanın da etkisinde kaldı. Bölgedeki gelişmelere bağlı olarak zaman zaman Ortadoğu’ya yönelen karikatürcüler, ulusları simgeleyen tipler yerine liderlere odaklandılar
Dördüncü dönem: 1970-1980
(popüler karikatürün alt kültürle karşılıklı etkileşimi ve Ortadoğu’ya bakışı;)
12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan baskı dönemi, kitleleri ve özellikle genç kesimi yeni arayışlara itti. Satışı bir anda 500.000’lere ulaşan popüler mizah dergisi Gırgır bu ihtiyaçtan doğdu.
Yeniden konuşma balonuna kavuşan karikatür, Türkiye’de ilk kez bu kadar geniş bir kitleye seslenme olanağını yakaladı, popüler oldu. 70’li yıllarda Türkiye’de neredeyse bütün gençlik Gırgır okuyordu.
Popüler mizah yayıncılığı yapan ve iç politikaya yoğunlaşan Gırgır dergisi, dışarıda Amerika ve Ortadoğu’daki ‘maşası’ İsrail tarafından sömürülen kesime sempati duyuyor ve Amerikan karşıtı olmak dışında elle tutulur bir dünya görüşü sunmuyordu.
Bu dönemde gerek gazetelerde, gerekse mizah dergilerinde Ortadoğu üç temel olayla gündeme geldi: İran’da Şah rejiminin devrilmesi ve Humeyni döneminin başlaması; Lübnan’daki iç savaş ve petrol krizi.
Aslında bu karikatürlerde bile, tıpkı daha önceki iki dönemde olduğu gibi, hükümetin dış politikasına karşı dişe dokunur bir muhalefet görülmemektedir.

Beşinci dönem:1980’lerden günümüze
(Bölgedeki siyasi gelişmelere paralel olarak, Türk karikatürcüsünün Ortadoğu sorununa yaklaşımı)
1980 askeri darbesi ile birlikte Türkiye’de önemli gelişmeler yaşandı: Gençlik siyasetten arındırıldı, iç siyasete endeksli mizah dergileri kapandı veya dağıtıldı, Güneydoğu’da PKK sorunu patladı, Ermeni terör örgütü Asala Türk diplomatlarını katletmeye başladı.
Mizah dergilerinin siyaset arenasından çekilmesi ve askeri yönetimin sıkı sansür uygulaması, dikkatlerin yeniden 50 kuşağı karikatürcülerinin üzerine çevrilmesine neden olmuştur. Yazısız fakat kinayeli karikatürler basında yer bulmaya başlar. Aslında yoğun baskı altındaki gazete yönetmenleri de en az sansürcü generaller kadar bu karikatürleri didik didik etmekte, içlerindeki gizli anlamı çözmeye çalışmaktadır. Özal’ın Amerikancı ‘liberal ekonomi’ politikası ise karikatürcüler için önemli bir esin kaynağı oldu. Türk karikatürcüsü, genel eğilimine aykırı olarak, PKK ve Ermeni terörü hariç, Türkiye’nin dış politikasına katı bir muhalefet yapmaya girişti.
Aynı yıllarda Ortadoğu’daki karışıklıklar giderek artıyordu. İran – Irak Savaşı, Filistinlilerin İsrail’de başkaldırışı, ardından İsrail ve Ürdün’den kovulmaları, Lübnan iç savaşı, Lübnan’daki Sabra ve Şatila katliamı, Amerika – Libya çatışması, bağımsız ‘Filistin Devleti’nin tanınması vb... gibi olayların dünyadaki yankıları ve televizyon haberciliğinin gelişmiş olması, entelektüel bakışa sahip 50 kuşağının bu konularla ilgilenmesini sağladı.
İsrail Devleti’nin tutumu, İran rejiminin devrim ihraç çabaları ve Türkiye’ye de yönelmiş olan Arap sermayesi yoğun eleştirilere hedef oluyordu. Ancak yüksek tirajlı gazetelerin başsayfalarına yer alan bu karikatürlerde, öncekilere göre en temel farklılık, çirkin ırk ayırımcılığının yapılmamasıydı. Genellikle devlet adamlarının karikatürleri çiziliyor, ulusları veya ırkları topluca simgeleyen prototipler kullanılmıyordu.
İsrail’in tek gözlü Moşe Dayan figürü yerini Menahem Begin’e, ardından da Şamir’e bırakmıştı. İran, Humeyni nezdinde eleştiriliyor, Libya’yı Kaddafi, Irak’ı Saddam simgeliyordu. Allegori terkedilmişti. Tek istisna, karikatürcünün kullanmaktan asla vazgeçemediği üç önemli simgeydi: Davud’un yıldızı, Haç, Hilâl...
1990 yılı beraberinde pek çok değişiklik getirdi; SSCB ile Demirperde’nin çöküşü, Saddam’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan ve I.Körfez Savaşı’yla sonuçlanan kriz, ABD’nin tek güç olarak dünyayı yönetmeye başlaması...
Bunca hareketlilik sonucunda 80’li yıllara damgasını vuran 50 kuşağında yorgunluk belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdı. Ama nedense arkadan gelen yoktu ve sahne hâlâ onlarındı.
PKK’nın Güneydoğu’da giderek can yakması, Bosna’daki etnik temizliğe Müslüman dünyasının kayıtsızlığı, Suudi Arabistan’da sıradan suçlu bazı Türklerin kafalarının kesilerek infazı, karikatürcülerimizin eleştiri oklarını Arap dünyasına çevirmelerini sağladı.
İkibinli yıllarla başlayan küresel terör eylemleri, 11 Eylül, Irak Savaşı, II. İntifada olayları dünya basınında olduğu kadar Türk basınında da hak ettikleri yerleri buldu tabii ki.
2002 yılında, İkinci intifada nedeniyle Leman adlı popüler mizah dergisinde çizilen bir karikatür Türk Yahudileri arasında rahatsızlık yaratmış ve Şalom Gazetesi’nin başyazarı bu karikatürü protesto etmişti. Bu alışılmadık tepki sayesinde karikatür geniş basında biraz dikkat çekmiş, hatta Leman Dergisi hızını alamayarak bir de Filistin özel sayısı yayınlamıştı. Giderek yaygınlaşan İnternet ve televizyonun gücü karşısında, karikatürün kitleleri etkileme alanı giderek daraldı. Zaten siyasete meraklı yeni karikatürcülerin yetişmesi de 80’lerden bu yana mümkün olamadı.
2005 yılından bugüne Ortadoğu pek çok kez karıştı. Özellikle sanal ortamda Ortadoğu, İsrail ve Yahudilerle ilgili olarak sayısız karikatür yayınlandı. Peygamber karikatürleri krizi de bir anlamda bu tür karikatürlerin artmasını tetikledi. Ancak geniş medyada yer bulan karikatürlerin hemen hiç birinde kasıtlı olarak ırkçılık yapıldığı söylenemez. Ne Arap ne de Yahudi kimliğiyle doğrudan alay eden karikatür örneklerine rastlamadık. Bunun belki de tek istisnası Ofer olayıdır.
Son yıllardaki olumlu ekonomik gelişmeler ve özelleştirme çabaları sonucunda, yabancı sermaye Türkiye’ye ilgi duymaya başladı. Dubai ve Kuveyt kökenli çeşitli Arap şirketlerinin yanı sıra, İsrail uyruklu Sami Ofer’in şirketleri de Türkiye’ye ilgi duyanlar arasında yer aldı. Ofer önemli bir ihaleyi kazanarak ilgi odağı oldu. Ancak bu ilgi kısa sürede medyanın yoğun tepkisini aldı ve tepki doğal süreci izleyerek olarak karikatüre taşındı.
Hürriyet’teki karikatür, aynı gazetenin yayın yönetmenini bile rahatsız etmiş olmalı ki, karikatürden iki gün sonra yayınlanan başyazısında Ertuğrul Özkök, Ofer’in teklif veren konsorsiyomun ancak %20’sini temsil ettiğini, beş şirketten üçünün Türk olduğunu ancak konuyla ilgili bütün haberlerin “Ofer’in o küçüklüğümüzdeki “karaborsacı” tipini hatırlatan gözlüklü resmiyle” verdiklerini hatırlattı ve kamuoyuna ilginç bir soru yöneltti: “Sakın Ofer, Yahudi olduğu için olmasın?”
Yazar, Telekom’u alan Lübnanlı şirketin de günlerce yerden yere vurulmasını hatırlatarak Arap sermayesine olan reaksiyona da değindi ve yazısını şöyle bitirdi: “Ekonomik ulusalcılığı ‘ekonomik ırkçılığa’ götürecek tehlikeli bir yolun ağzındayız. Dikkatli olalım.”*
S O N
TEŞEKKÜR
Bu çalışmayı hayata geçirmeme önayak olan mimarlık ve sanat kuramcısı dostum Aykut Köksal’a, zengin arşivinden yararlanmamı sağlayan araştırmacı yazar Turgut Çeviker’e, eleştirilerini esirgemeyen araştırmacı yazar Rıfat Bali’ye ve çalışma süresince teknik donanımıyla olduğu kadar Osmanlı tarihi bilgisiyle bana yardımcı olan Hande Solakoğlu’na teşekkür ederim.
* King Kong Üzerine Düşünceler / Ertuğrul Özkök / Hürriyet Gazetesi, 29.09.05
KAYNAKÇA:
Turgut Çeviker arşivi
Dürrüşehvar Duyuran / Karagöz
Cevdet Kudret / Karagöz
Turgut Çeviker / Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü
Rıfat Bali / Aliya: Bir Toplu Göçün Öyküsü
Orhan Koloğlu / Türkiye Karikatür Tarihi
Semih Balcıoğlu / Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

15 Eylül 2010
Yazar
İzel ROZENTAL
yolcu@izelrozental.com

18 Ağustos 2010 Çarşamba

15 Ağustos 2010 Pazar

Ercan Akyol Çiziyor


‘O haberi neden yaptınız, bu haberi neden yapmadınız’ denilerek gazeteciliğimiz yargılandı.

Oysa ikimiz de 25 yılı aşkın meslek birikimimiz, ödüllerimiz, eserlerimizle ortadayız. Biz de mesleğimizi ve ilkelerimizi savunduk.

‘Niye; sivil toplumda yer almışım? Niye siyaset yapmışım? Neden telefonla konuşmuşum?’

Ama hep aynı soruyu sordum:

‘Suçum ne?’

Yanıt yok...

Anayasal haklarımızı kullanmamız suç...

22 Haziran 2010 Salı

Vedat Kemer Çiziyor - Vuvuzela


Vedat Kemer'in 22 Haziran Salı günü Akşam'da yayınlanan karikatürü...

11 Haziran 2010 Cuma

Türkiye Artık Eski Türkiye Değil - LeMan


Mavi Marmara Hakkında

Sadık Battal, "Ehl-i beyt o gece Mavi Marmara'daydı" demiş.

Mavi Madara Hakkında

Potansiyel şarap markası.
E-MİZAH

9 Haziran 2010 Çarşamba

PENGUEN DERGİSİ - BP


BP:
Batmasını dilediğimiz, istediğimiz şirkettir.
Günlerdir dünyaya tecavüz ediyor.
E-MİZAH

20 Nisan 2010 Salı

Salih Memecan Çiziyor - Toz Bulutu

Salih Memecan'ın karikatürlerinin, uzun bir süre blog sayfamızda yayınlanmaması, bazı Bizimcity severlerini üzmüş(!) Uyardılar bizi.Son olarak 31 Mart 2010 tarihinde paylaşmışız bak sen!
20 Nisan 2010


18 Nisan 2010 Pazar

E-PAZAR -30- ÖZEL

İzlanda'nın güneyinde "Eyyafyallayöküll" buzulu altındaki yanardağ, 190 yıl sonra geceyarısı püskürmeye başladı.
Eyyvah Eyvah(2010)

---

YGS'ye İnat Yaşasın Hayat :))
YILMAZ ÖZDİL/HÜRRİYET
Türkiye'de 7 milyon kişi günde 2 dolarla yaşayıp, aileleriyle birlikte 22 milyon kişi asgari ücretle geçinirken...

Bu insanlarımızın çocukları dershane parasını nasıl öder?
a, bana ne
b, babam sağ olsun
c, onların sorunu
d, tarikata girsin
e, okumasın

Anadolu'da dersleri boş geçen çocuklar, kolejlerde en kaliteli öğretmenler tarafından yetiştirilen çocuklarla aynı sınava girip, aynı sorularla nasıl yarışır?
a, sana ne
b, hadlerini bilsinler
c, yerse
d, girmesin kardeşim
e, çok da pipimdeydi

Annesi dershane taksitini ödeyemediği için hapse atılan, ağabeyi de kahrından intihar eden Fethiyeli Samet, o moralle bugün girdiği sınavda nereyi kazanır?
a, Harvard
b, Oxford
c, Cambridge
d, Sorbonne
e, kaldırım mühendisliği

Teröristin döşediği yetmiyormuş gibi, devletin döşediği mayınlarla şehit oluyor artık çocuklarımız... Üniversite okuyorum ayaklarıyla kapağı ABD'ye atanlar askerlikten yırtarken, Türkiye'de üniversite okuyanlar askerlikten niye yırtamıyor?
a, what?
b, cinsiyet değiştirsinler
c, çürük raporu alsınlar
d, vicdani retçi olsunlar
e, jömanfu

Peki n'olacak bu memleketin hali?
a, inşallah
b, maşallah
c, evelallah
d, maazallah
e, amin

Böyle gelmiş, hep böyle mi gidecek... Kim düzeltecek bu işi?
a, Obama
b, Angela Merkel
c, Vladimir Putin
d, Sarkozy
e, Recep İvedik

---
Uçak Kazası RUSYA'da
Düşen uçaktaki Polonya heyetinde Kaczynkski ile eşi Maria'nın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Franciszek Gagor, Merkez Bankası Başkanı Slawir Skrzypek, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrej Kremer, Polonya'nın sürgündeki son Devlet Başkanı Ryszard Kaczorowski, Ulusal Güvenlik Bölümü Başkanı Aleksander Szczyglo, Devlet Başkan Yardımcıları Pawel Wypch ile Mariusz Handzlik, Parlamento Başkan Yardımcısı Jerzego Szmajdzinski gibi üst düzey devlet görevlileri yer alıyordu.
BAŞBAKANIMIZDAN İMALI BAŞSAĞLIĞI

---
Facebook'ta bu karikatürün altındaki yorumlara baktık;Neden biz farklıyız :(((

---
Yumruk Yemiş Üçgen
(Biz, Siz ve Onlar)

---

YGS sorularının çözümleri esnasında, pencerenden atlamaya çalışırken son anda yakaladığımız Cihan arkadaşımıza, birkez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Bu hafta E-MİZAH'ın hazırlanmasında emeği olan öğrencilerimize sonsuz teşekkürler.

13 Nisan 2010 Salı

10 Nisan 2010 Cumartesi

HASLET SOYÖZ ÇİZİYOR - ADALET

“Tayyip Erdoğan, İsviçre’ye gidiyor. İsviçre Başbakanı kendisine bakanlarını tanıtıyor.’Başbakanım diyor işte bu bizim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, bu Sağlık Bakanı, bu Denizcilik Bakanı’. Tayyip diyor ki, ’Nasıl olur burada deniz yok ki, nasıl Denizcilik Bakanı olur?’ Bunun üzerine İsviçre Başbakanı da ’Sayın Başbakanım sizde de Adalet Bakanı var’ diyor.”

3 Nisan 2010 Cumartesi

1 Nisan 2010 Perşembe

BÜLENT TEKİN YAZIYOR

SANAL SEVGİ(Lİ)LERİM

Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, uzlaşmaz sınıflılıklarla örülmüş ulus devletimizin son model iktidarı AKP’dir. Son Anayasa’nın bazı maddelerini değiştirme niyetine rağmen kurmak istediği Baasvari demokrasi ulus-devletin yine kendisidir. Yani-büyük bir kandırmaca ile-toplumun devletle birlikte iktidarda olduğu yalanına dayalı eskinin tıpkısıdır. Ne yalan söyleyeyim-CHP, MHP gibi ittihatçı versiyonlara karşın-AKP’nin gideceği yol-çok istediğinden değil-zorunlu bir yol olabilir: İstikamet AB! AKP’nin-AB ve ABD’nin sıkıştırmasıyla-iste(me)se de gideceği yolun AB yolundan başka olamayacağı için-bizlere belki!-bir güvence olmasının emarelerine sosyolojik analizler rastlayabilir. Dilerim Baasvari Ilımlı İslam bir demokrasiye-küreselleşmenin büyük sorunları nedeniyle-AB ve ABD geçit verdirmeyecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse iç dinamiklerimizin bunu engelleyecek gücü yoktur.

Peki, bu biçimlendirme nasıl oluyor: Belki bir şok yaşayacaksınız ama bunu küreselleşmiş finans tekelin yönlendirmesiyle-toplumun kendisi yani bizler!-yapıyor(uz). İşlem şöyle işler: Biz-artık biz değiliz!-toplum olmaktan çıkarız ve küreselleşmiş tekel’in bir aracı oluruz. Ve isteyerek, severek, oynayarak-zaman zaman da göbek atarak!-kendimizi canavarın ağzına atarız. Aslında bu anlattığım insanın insan olmaktan çıkma halidir. Okurlarımdan af dileyerek Şirazlı Sadi’nin (1213-1292) Gülistan’da anlattığı bir öyküyü-aklımda kaldığı kadar(ıyla)-anlatmak istiyorum: Adamın biri gözü ağrıyınca bir baytara gitmiş. “Gözüm ağrıyor, bana bir ilaç ver!” demiş. “Ne olur beni bu acıdan kurtar!” Baytar bu,-öyle sanıyorum ki adamın hayvandan farklı olmadığını anlamış-adama hayvanlara verdiği ilaçtan vermiş. Tabii olan olmuş, adam kör olmuş. Bir hışımla kadıya gitmiş, baytardan davacı olmuş: Gözünün karşılığını istemiş. “Gözünün karşılığı olmaz,” demiş kadı, “eğer eşek olmasaydı bu adam, baytara gitmezdi.”

Ulus-devletlerin işgal, direniş gibi durumlarda olumlu durumları olabilir. Ama bunun dışında artık sınıf, burjuva modeli, uluslararası tekelci güçlerin yerli iktidarı olarak şoven, milliyetçi, cinsiyetçi, dinci, emperyalist kültür gibi toplumu mahvedici özellikleri vardır. İktidar propaganda ve manipülasyonu öyle bir kullanır ki toplum adeta sanallaşır. Artık kimsenin babası öz babası değildir, evladı da öz evladı değildir. Toplum-modern köle olduğu halde-kendini devlet sanır, devlet de-yalanın en kralını atarak-kendini toplum sayar. Artık-bir düşünün-sanallaşmış bir insanın ne tür bir saflığından bahsedebiliriz. Şirazlı Sadi’nin Eşek Adam öyküsündeki adam’ın kendi eliyle bile bile kör olmasının daniskasını toplum kendi eliyle faşizmi getirerek yapmaktadır. Af ola!

Çıldırmış, sanal toplumdan bahsediyorum. Yazarı belki pervasızlıkla suçlayabilirsiniz ama ülkemizde ve dünyada olanlara bir baksanıza? Doğuştan asker milletiz, Türk-Kürt aynı dinin ümmetiyiz, ayrımız gayrımız yok, yoksul-varsıl hepimiz bu devlette iktidardayız sanal dünyası yozlaştırılmış (kendisi olmaktan çıkmış) toplumla olabilir. İşte böyle bir toplumda anayasa, demokrasi, siyasi partiler, cumhuriyet, iktidar, devlet, adalet, insan hakları, hak, hukuk, özgürlük kendini devlet (iktidar) sanan toplum için ancak sanal olarak vardır. Lafı şuraya getirmek istiyorum: Uluslar arası finans tekel ve şubesi devlet-devlet de bir tekeldir!-bizi (toplumu) öyle bir kırıma uğratıyor ki gözümüz ağrıdığında doktor yerine ayaklarımız kendiliğinden baytara yürümektedir. Yazarla-abartılarından belki!-dalga geçebilirsiniz ama-Allah aşkına!-ahlaki ve politik yetilerini kaybetmiş toplumun bilgisayar (çocuk) oyunlarının (sanal) programlarından ne farkı var? Fakiriyle-zenginiyle, Türk’üyle-Kürt’üyle iktidardayız diyen ulus devlet Abdullah Gül’ü, Tayyip Erdoğan’ı, Deniz Baykal’ı, Devlet Bahçeli’yi, İlker Başbuğ’u, Kürt toprak ağası Abdo’yu mu, yoksa Tekel işçisi Fatma’yı, evrak memuru Ali’yi, Türk askeri Mehmetçik’i, işsiz-gariban Kürt Musa’yı mı koruyor? Siz gerçekten-bu yazarla kafayı bulmak istiyorsanız-birini seçmelisiniz(!)

bulent_tekin@turk.net

31 Mart 2010 Çarşamba

Zafer Temoçin Çiziyor - MUAVİYE


Karikatürleri değerli kılan salt esprileri ve çizimleri değil, aynı zamanda sanatçının duruşudur.
Zafer Temoçin'e SAYGIYLA,SEVGİYLE...

25 Mart 2010 Perşembe

SEFER SELVİ ÇİZİYOR - AKP'NİN ANAYASASI

Patronlar AKP’nin anayasasını pek beğendi.

BÜLENT TEKİN YAZIYOR

DEV’İN TRAJEDİSİ
Tanrılar Sisyphos’u sonsuz bir yaşam biçimiyle cezalandırmışlardı. Onu bir kayayı hiç durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlamaya mahkûm etmişlerdi. Sisyphos kayayı tepeye kadar getirecek ama kaya tepeye gelince de kendi ağırlığıyla yeniden aşağıya düşecekti. Bu hep böyle devam edecekti(tekrarlanacaktı). Tanrılar yararsız ve umutsuz bir çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi, haksız da sayılmazlardı-değil mi ya? Günümüzde de-birçok ülkede olduğu gibi-ülkemizde de “kurnaz adam düzeni” yoksul yurttaşlarına böyle bir cezalandırmayı uygun görmüştür. Çarıksızlar, ayaktakımı böyle bir Sisyphos trajedisini yaşıyorlar. Tekel’ci düşünce en yurtsever, en değerli, en madalyalı şampiyon olarak yurttaşlarına böyle bir köle yaşantısını yaşatırken tekelci devletin kurallarına uymaktadır aslında.

Kurnaz adam (bu aralar kurnaz adama taktım ya!) vatan’ı (tekelci dünya görüşü gereği) mülkiyeti ilan etmiştir. Ve bu vatanın üzerinde öyle bir sistem oluşturuyor ki din, iman, Allah, vatan, bayrak, Çanakkale diyerek yeraltı ve yerüstü değerlerin (maddi ve manevi değerlerin) tek sahibi oluyor. İşin yok aybaşını bekle, aldığın maaş birinci gün cebinden uçuyor. Modern baldırı çıplak farkında olmadan modern efendisinden daha çok vatan-millet-Sakarya diyor. İşte sömürünün esas kralı burada inşa edilmektedir. Oysa yoksulluğun olmadığı, sınıflar arasındaki farkın büyümediği (insan haklarına dayalı) bir demokratik cumhuriyette bilinçlenmiş bir yurttaş tipinin kurnaz adam için nasıl bir tehlike olduğunu bir bilse(ydi)k!

Garibanizm yapmak istemiyorum ama-Allah aşkına!-aybaşını getiremeyen memur, işçi, köylü, esnaf, orta sınıfın gelecek için nasıl bir hayali olabilir? Onları Sisyphos trajedisine mahkûm eden oligarşik devlet bir tanrı edasıyla sadece seyrediyor. Toplumsal barış ve demokrasi lafını bolca eden AKP iktidarı Kürt açılımını(!) da Sisyphos’un yazgısına çevirdi. Kürtler kayayı taşıdıkça yuvarlanıp eski yerine geliyor. AKP hükümetinin bu konuda diğer cumhuriyet hükümetlerinden farkı yok. Üstelik İslam’ı da kullanarak-İslam asla bu değildir!-ayrımız gayrımız yok, aynı dinin evlatlarıyız safsatasıyla asimilasyonun en modernini yapıyor. Sünni İslam ve bazen de laik geleneklerin katı tavrı içinde farklı etnik kültürleri İslam potasında eritmek istiyor. Amerikancı İslam’ın (İslam asla bu değildir!) hükümet biçimi olan AKP yönetimi-biz hiç farkında olmadan!-Baasvari bir cumhuriyeti inşa etmek üzeredir. (Baas da%100’lere varan oy almaktadır.) Evet, biz hiçbir şeyin ayırdında değilken ve aybaşını nasıl getiririz diye yaşam savaşı verirken Baasvari bir hükümetin (veya partinin) iktidardan hiç düşmeyeceği bir cumhuriyet kurulmaktadır.

Benim bu anlattıklarımla ahlak denen şeyin de çoktan aşındığını söylemek istiyorum. Etrafı, herkesi basit ideolojik propagandalarla aşındırarak gerçekleri örtbas etme başarısını göstermek ancak böylesi bir ahlakla olasıdır. Hafız Esad tipi bir liderlik ve iktidar kurmayı demokrasi mavalıyla-kitleleri farkına vardırmadan-başarmak için toplumun ahlakı ve politiğiyle oynamayı gerektirir. Hafız Esad (ve bugün oğlunu) kimse iktidardan indirebildi mi? Onlar hem Sovyetçi(Rusyacı) ve hem Amerikancı(ydı)lar. Nusayri’sini, Dürzî’sini, Kürt’ünü, Arap’ını, Sünni’sini, Hıristiyan’ını yanlarına aldılar. Baas demokrasisinde de çok sayıda (23) siyasi parti var. Ama iktidarda hep Baas Partisi var, diğerleri figüran rolü oynuyor. AKP’nin de hedefi bu olmalı: 25-50-100-1000 yıl iktidarda kalmak. Tıpkı Baasçılar gibi. (Görünüşü kurtaracak çok sayıda Baasçı tipi muhalefet partisi de var nasılsa.)Bana göre işler iyi de gidiyor. Bizimkisi de Sünni, Alevi, Kürt, Türk, Ermeni, Roman, laik, şeriatçı, herkim varsa hepsine bir açılım (?!) sunuyor.(Bilumum açılımlar yapılıırr abi!) Ve hiç kimse-farkına varmadan-Baas tipi bir cumhuriyete geçerken (bir yandan da Sisyphos’un yazgısını yaşarken) küreselleşmiş tekelci (finans) siyasetçilerinin ve partilerinin mahkûmu birer modern köle olduğunu fark edemiyor.

---
bulent_tekin@turk.net
---

23 Mart 2010 Salı

MUSTAFA BALBAY 380 GÜNDÜR TUTUKLU.


Tamam.. Adli süreci etkilemeyelim, Hukuka, adalete saygının sarsılmasına neden olmayalım da.. Gazeteci olması bir yana, 380 gün neyle suçlandığını bile bilmeden parmaklıklar ardında tutulan bir babanın çocuğuna bu 380 günlük ayrılığı nasıl izah edelim.. Bu kara mizah ortadan kalktığında, "ikiniz de kusura bakmayın!" demek yaratılan bu boşluğu bu çukuru doldurabilecek mi? Tamam.. Adli süreci etkilemeyelim, Hukuka, adalete saygının sarsılmasına neden olmayalım da.. Gazeteci olması bir yana, 380 gün neyle suçlandığını bile bilmeden parmaklıklar ardında tutulan bir babanın çocuğuna bu 380 günlük ayrılığı nasıl izah edelim.. Bu kara mizah ortadan kalktığında, "ikiniz de kusura bakmayın!" demek yaratılan bu boşluğu bu çukuru doldurabilecek mi?
---
İ.Bülent Çelik/VATAN